Bölüm 1
Karadeniz'in iç vadileri sabah ezanından önce uyanır; uyandığında sis çoktan oradadır. Miray yolun bittiği taşın üstünde, sırtında kanvas çantasıyla, bahçenin ağzından yükselen sise bakıyordu. Köyden buraya iki saat yürümüştü — patika dar, taşlı, kayın ağaçlarının arasından kıvrıla kıvrıla. Sabahın altıydı; gökyüzü daha açılmamıştı, sadece doğu tarafında, dağların ardında, hafif bir pembe-altın çizgi belirmişti.
Hilmi Amca onu sabah dörtte kapıdan uğurlamıştı. Yaşlı muhtar elinde bastonuyla eşikte durmuş, Miray'ın sırtındaki çantaya, sonra gözlerine bakmıştı uzun uzun. "Emir bir çocuk olarak girdi, çocuk olarak çıktı; ama sen yetişkin olarak gireceksin. Bahçe yetişkinden ne ister, kimse bilmez. Otuz yıl önce bir anne bu patikadan girmedi, evlâdım. Bunu hatırla." Sonra hiçbir şey eklemeden kapıyı arkasından kapatmıştı. Miray Hilmi'yi tanıdığı uzun yıllar boyunca onu hiç bu kadar az konuşurken görmemişti.
Şimdi taşın üstünde, vadinin ağzında, bu sözler hâlâ kulağındaydı. Çantasının yan cebinde Emir'in çizdiği patika haritası vardı — kurşun kalemle, küçük el yazısıyla, çocukça ama dikkatli. Emir bir hafta önce kaybolduğu söylenen yerden geri dönmüştü — otuz yıl sonra, dokuz yaşında, yaşlanmadan. "Bahçeyi gördüm" demişti tek seferinde, sonra dilsizleşmişti. Çizdiği harita Miray'ın masasına bırakılmıştı, bir not yoktu, bir açıklama yoktu — yalnızca patika.
Aşağıda sis yavaş yavaş yarıldı. Vadinin tabanı belirdi — yumuşak yeşil bir vadi, ortasında ince bir dere, derenin yanında — Miray nefesini tuttu — küçük bir taş kulübe. Sarmaşıklarla kaplı, çatısı yosunlu. Bahçıvan kulübesi, Emir'in haritasında işaretliydi: kulübe vadinin yukarısında olmalıydı, ortasında değil. Miray haritayı çıkardı, baktı, doğruladı: yukarıda. Aşağıdaki kulübe başka bir şey olmalıydı, ya da Emir hatırlamamıştı, ya da bahçe hatırlatmamıştı.
İçeriden hafif bir şarkı geliyordu. Kelimesiz. Bir melodi — Miray bunu daha önce duymamıştı ama yine de hatırlıyor gibiydi. Çocukluğundan değil. Daha eski bir hatıradan. Annesinin sesine benziyordu biraz. Ama Miray'ın annesi öleli iki yıl olmuştu, ve böyle bir şarkı söylediğini hiç duymamıştı.
Miray taşın üstünden indi. Patikanın ilk taşına yaklaştı. Vadinin ağzında bir eşik gibi duruyordu o taş — sınır işareti. Bir adım atsa, bahçeye girmiş olurdu. Bir adım atsa, geri çıkması başka bir kural altında olurdu. Hilmi Amca'nın "yetişkinden ne ister, kimse bilmez" sözü bir uyarı mıydı, bir merak mıydı, yoksa bir kabul müydü?
Aşağıdan şarkı durdu. Yeniden başladı. Bir kuş öttü — bahçenin içinde değil, vadinin dışından, arkadan — sanki o da bekliyordu. Sis Miray'ın ayağına kadar yükseldi, ısındı, ona dokundu. Daha hâlâ bir karar vermemişti — niçin geldiğini, kimin yerine geldiğini, neyi aradığını. Kararını ya patika başında verirdi, ya da patikanın içinde verirdi. İkisi farklı şeylerdi.